YUNAN ATEŞİTarihçilere göre kızgın
kömür,
kükürt ve
zift karışımından oluşan
yunan ateşi M.Ö. 423 de
Peloponez savaşları sırasında kullanılmıştır. Daha sonra M.S. 660'larda zift,
reçine, kükürt,
nafta,
kireç ve
güherçile ile
yunan ateşi zenginleştirilmiştir. Su eklendikçe alevi artar.
İlk kullanımı
Persler Yunanistan'ı işgal ettiğinde bir deniz savaşı sırasında kullanılmıştır. Dönemin güçlü Pers ordusu, gemilerinin yanmasını engelleyememiştir.
Grejuva, Rum Ateşi ve Yunan Alevi olarak da bilinmektedir.
Suda yandığı gibi karada da rahatlıkla yanabilmektedir. Su dökülünce sönmemekte, tersine alevi artmaktadır. Deniz savaşlarında gemilerin geçmesini engellemek için kullanılmıştır.Sönmediği için ; bu ateşe maruz kalan tüm insanlar ölüme terk edilir.
HALİÇ ZİNCİRİTARİHÇE
Bizans döneminde kolonileşme de burada başlamıştır. Aynı zamanda Bizans İmparatorluğu'nun denizcilik merkeziydi. Sahil boyunca uzanan duvarlar, şehri bir deniz filosu atağından korumak için inşa edilmiştir. Haliç'in girişinde istenmeyen gemilerin girişini engellemek için, şehirden karşıya eski Galata kulesi'nin kuzeydoğu ucuna uzanan geniş bir zincir vardı. Bu kule Latin haçlılarınca 4. Haçlı seferinde 1204 yılında geniş bir şekilde tahrip edildi. Fakat Ceneviz'liler yanına yeni bir kule inşa ettiler. Bu kule meşhur Galata Kulesi 1348 Christea Turris (Tower of Christ:İsa'nın Kulesi) diye adlandırılır.
Haliç'i karşıdan karşıya kapayan zinciri kırabilecek veya hile ile galip gelebilecek dikkate değer üç zaman vardı. Onuncu yüzyılda Viking'ler uzun gemilerini boğaz dışına, Galata etrafına sürüklediler ve onları kızaktan tekrar Haliç'in içine indirdiler. Bizans'lılar onları Yunan ateşi ile yendiler. 1204 de 4.Haçlı seferinde, Venedik gemileri zinciri koç ile kırabilecekti. 1453 de Osmanlı Sultanı II. Mehmed'in gemilerini yağlanmış kütükler üzerinde Galata içlerinden karşı yana geçerek Haliç'e indirmesi.*
Şehrin, Fatih Sultan Mehmed'e tesliminden sonra; Yunanlılar, Yunan Ortadoks Klisesi, Gürcüler, Yahudiler, İtalyan tüccarları ve diğer gayri müslimler Haliç boyunca fener ve Balat bölgesinde yaşamaya başladılar. Bu gün altın Boynuz her iki yakada yer alır. Sahil boylarınca parklar vardır. Güzelliği ve tarihinden dolayı turistlerin ilgisini çekmektedir.
Haliç Osmanlı döneminde yoğun Yahudi,Rum, Ermeni,,Bektaşi nüfusun yaşadığı bir bölge idi. Osmanlı dönemninin münevverlerinin takip ettiği Karyağdıbaba, Karaağaç ve Sütlüce,Giresunlu Tekkesi bu bölgede bulunmaktadır. Günümüzde Galata köprüsü; Galata ve Eminönü'yü Haliç üzerinden birleştirir. Haliç üzerinde diğer iki köprü de Atatürk Köprüsü ve Haliç Köprüsüdür.
1980'li yıllara kadar; endüstriyel atıkların döküldüğü bir yer olan Haliç, dönemin Belediye Başkanı Bedrettin Dalan "Haliç'i gözlerim gibi mavi yapacağım" vaadiyle döneminde temizlenilmeye başlanmış; 2000li yıllarda temiz bir hale getirilmiştir.
12 BİN OSMANLI ŞEHİDİ
İstanbul Bizans zamanında her taraftan surlarla çevrelenmişti. Karadaki surlar hem kalın çifte duvarlarla tahkim olunmuş
hem de hendeklerle kuşatılmıştı. Marmara’ya bakan surlar da çok mukavimdi. Haliç tarafında ise 5 kilometre uzunluğundaki surlar bilemediniz 10 metre yüksekliğinde ve diğerlerine nazaran daha yufka örülmüştü. 110 adet kulesine mukabil pek çok yerinde de kapıları vardı. Yani Haliç
âmiyâne tâbirle Bizans’ın yumuşak karnı idi. Bu sebeple Bizanslılar
Haliç girişini bir zincir ile kapatmışlardı.
Haliç’teki zincirin ilk defa 716 yılında Emevîler devrinde halîfe Süleyman (r. aleyh)’ın askerlerinin kuşatmasına karşı kullanıldığını tarih kitapları yazar. İstanbul’un fethi esnasında Osmanlı askerlerinin ve donanmasının aşamadığı bu zincir
şehri daha evvel kuşatanların da korkulu rüyası imiş. Çünkü şehrin Haliç’ten fethi kolay; ama Haliç’e girmek zordu.
1453 Mayıs’ındayız. Hz. Fâtih (k.s.)’in İstanbul’u kuşatması uzadıkça uzamakta idi. Donanmanın başındaki Baltaoğlu Süleyman Paşa bırakınız Haliç’e girmeyi
zincire yaklaşmaya bile fırsat bulamıyordu. Bizans’ın Sarayburnu’na yerleştirdiği 500 top ve devâsâ mancınıklar
zincirin etrafından kuş uçurtmuyordu. Hz. Fâtih’in dehâ çapındaki planı ile kadırgalar Haliç’e karadan indikleri zamana kadar bu zincirin Osmanlı ordusuna mâliyeti
12 bin şehidin sıcak kanı idi.
Zincir
Sarayburnu’nu kuşatan Bizans burçlarından biri ile Galata Kulesi’nin yanındaki burçlardan biri arasına gerilmişti. Zincirden geriye kalan birkaç yüz metrelik kısım
hâlen İstanbul’daki Askerî Müze ile Deniz Müzesi’nde muhâfaza edilmektedir. (Osmanlı devrinde bu zincir
Aya İrini mâbedine konulmuş ve o günden sonra Aya İrini bir savaş hâtıraları müzesi gibi kullanılmıştır.) Her bir halkası yaklaşık yarım metre boyunda ve 20 cm. kalınlığındaki dövme demirden mâmul bu zincir
uzun yıllar denizde kalmanın yorgunluğunu çıkarır gibi
şimdi çöreklenerek bağdaş kurmuş vaziyette
gelen geçene ibret dersi vermektedir. Aşınmaktan kimi dikdörtgen
kimi “S” harfi biçimine dönmüş halkaların bir tanesini kaldırmak için bile
insanın pazularına epeyce güvenmesi gerekir.
Haliç’i kapatan bu zincir
bundan 548 yıl evvel
12 bin şehidin ruhuna bedel olarak kopmuştu. Hz. Fâtih bu zinciri kırarken
yalnız İstanbul’u bizlere hediye etmekle kalmamış
topyekün insanlık âlemini de yeni bir çağa yönlendirmişti. Diğer ifadesiyle
Hıristiyan dünyanın kapıları bu zincir ile kırılmaya başlamış; Doğu
Batı’ya hulûl etmişti.
İSTANBUL'UN FATİH TARAFINDAN FETHİ
Kaynak :
http://www.internethaber.com/istanbulun-fethindeki-muthis-sir-foto-galerisi-10517-p1.htm#ixzz1MmvFueXd
Milattan önceki dönemlerden beri birçok kez denendi; ama, yalnız 21 yaşındaki o Osmanlı ulaşabildi bu hayale. Bir çağı kapatıp başka bir çağı açan ve diğerlerinin aksine başarıyla sonuçlanan kuşatma işte tam bugün yapıldı.
Peki nedir bu efsanenin ardındaki hikaye? Neydi İstanbul'un fethinin sırrı? Tarihi ne yönde değiştirdi?
SURLARI YIKAN TOPLARIN PLANINI 'FATİH' BİZZAT HAZIRLADI
1453 yılı 23 Mart’ta ordusuyla Edirne’den hareket eden Sultan II. Mehmet, İstanbul surlarını yıkacak büyüklükteki topların planını bizzat kendisi hazırlayarak, o zamana kadar yapılan toplardan çok daha büyük toplar döktürdü.
Büyük dahinin balistik hesaplarını bizzat kendisinin yaptığı, yaklaşık 17 ton bakır kullanılarak dökülen ve 1,5 ton ağırlığındaki mermileri 1000 metre uzağa atabilen toplara "Şahi" adı veriliyordu.
Fetih için kapsamlı bir plan yapan Sultan II. Mehmet, Bizans'a denizden gelebilecek yardımı önlemek amacıyla Anadolu Hisarı'nın karşısına Rumeli hisarını yaptırdı. Bizans'a Balkanlardan gelebilecek muhtemel Haçlı yardımını önlemek için sınır boylarına akıncı birlikleri gönderdi.
Kuşatma 6 Nisan’da başladı. İstanbul'u fetih için 80.000 ile 200.000 arası değişen bir ordu ile İstanbul'a hareket eden II. Mehmet, uzunluğu 22,5 km.yi bulan dönemin en güçlü surları ile mücadele etti.
KENTİ TAŞLA ÖRDÜLER; OSMANLI ORDUSU YİNE DE GİRDİ
Bizans'ın Haliç'e zincir germesiyle ve kentin kapılarını taşlarla örerek kapamasıyla, Osmanlılar, başta şehre giremedi. İşte burada Sultan II. Mehmet'in kıvrak zekası devreye girdi
Haliç’e girmeden İstanbul’un fethedilmeyeceğini anlayan Sultan II.Mehmet, Tophane’den Kasımpaşa’ya kadar kızaklar döşetti...
Gemilerin, kızakların üzerinden kaydırılabilmesi için, Galata Cenevizlilerinden zeytinyağı, domuzyağı ve sade yağ alınarak kızaklar yağlandı. 21-22 Nisan gecesi 67 parça Osmanlı gemisi bu kızaklardan kaydırılarak Haliç’e indirildi. Haliç'e yağlı kızaklarla indirdiği gemilerle surlara saldırdı.
Bizans başkenti "Konstantinopolis", 54 gün süren kuşatmayla 29 Mayıs'ta Osmanlı topraklarına geçti. İşte bu günden sonra Fatih ünvanını alan, Sultan II. Mehmed Han aslında sadece bir Fatih değil, müthiş keşifler sahibi bir dehaydı.
Peygamber Efendimizin ‘İstanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir’ sözlerini gerçekleştirebilmek için öncelikle zekasını ortaya koydu Sultan II Mehmet
18 Nisan’da İstanbul adaları alındı. 22 Nisan gecesi Türk donanması karadan Haliç’e indirildi ve son olarak 29 Mayıs sabahı yapılan taarruzla, yirmi sekiz defa kuşatılan İstanbul, Osmanlı topraklarına katılmış oldu
29 Mayıs 1453 sabahı, şafak sökmeden önce başlayan top atışlarıyla surlar sarsılıyor, mehter takımı İstanbul semalarını inletiyordu. Bugün büyük bir gündü
"Şahî" adlı büyük top bugün Topkapı denilen yerdeydi. Fatih’in keşfi olan geliştirilmiş havan topları, Beyoğlu sırtları ve Galata surlarından aşırtma atışlarla Haliç’teki düşman gemilerini batırmaya başlamıştı
Karadeniz ile Ege'yi birbirine bağlayan deniz yolu üzerinde kurulu olan İstanbul, günümüzde olduğu gibi o zamanlar da oldukça önemli bir şehirdi.
1453 yılına kadar farklı zamanlarda, birçok farklı millet ve medeniyet tarafından defalarca kuşatılmışsa da, gerek Bizans'ın sahip olduğu Rum ateşi (grejuva), gerekse şehrin o zamanlar için aşılamaz olarak görülen surları, bu fetih hareketlerini başarısız kılmıştı.
Batılı tarihçi ve edebiyatçıların bazıları İstanbul'un fethinin son safhasını şu şekilde anlatır: "Surların arasında dolaşan birkaç Türk askeri Edirnekapı ile Eğrikapı arasında bulunan Kerkoporta (Cambazhâne) denilen yayalara ayrılmış küçük kapılardan birisinin aklın alamayacağı bir unutkanlık yüzünden açık kaldığını görürler
Diğer askerlere de haber verilir ve Türkler bu kapıdan girerek İstanbul'u fethederler. Herkesin unuttuğu bir kapı olan Kerkoporta, küçücük bir rastlantı, dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir."
Ancak dönemin Türk kaynakları ile dönemin diğer Latin ve Bizans kaynakları incelendiğinde fethin son aşamasının hiç de bu şekilde olmadığı anlaşılıyor. Açık kapı söylentilerinin gerçekle alakası yoktur
İstanbul'un fethedildiği o savaşın sonunda Fatih, beyaz atı üstünde İstanbul'a girer; Türk halkı heyecanla onu karşılar. Fatih'in hemen yanında duran hocası Akşemseddin’i padişah sanarak ellerindeki çiçek demetlerini ona vermeye çalışırlar.
Akşemseddin ise gencecik padişah Fatih'i gösterir; ‘Sultan Mehmed odur, çiçekleri ona veriniz’ demek ister. Fatih de Akşemseddin‘i göstererek,’Gidin gene ona verin... Sultan Mehmed benim ama o benim hocamdır’ der.
İSTANBUL’UN FETHi BÜYÜK BiR iMPARATORLUĞUN YOLUNU AÇTI
İstanbul'un fethi genç padişaha sonsuz bir kudret ve otorite sağladı. Fetih öncesi büyük karışıklıklar içerisinde çalkalanan Osmanlı Devleti bu fethin getirdiği büyük prestijle hem İslâm dünyasının en parlak devleti haline geldi, hem de düşmanları üzerinde psikolojik yılgınlık yarattı.
Osmanlı Devleti Yükselme dönemine girdi.
Başkent Edirne'den İstanbul'a taşındı.
Osmanlı toprak bütünlüğü sağlandı. Osmanlı'nın Anadolu - Rumeli geçişi kolaylaştı.
Karadeniz - Akdeniz deniz ticaret yolunun denetimi Osmanlılar'a geçti.
Osmanlı Devleti İslam dünyasında haklı bir şöhret ve itibara kavuştu.
O günün dünyasındaki en önemli şehirlerden olan İstanbul'un fethi, dünyada da birçok etki yarattı. Bin yıllık Bizans imparatorluğunun yıkılmasıyla, bir çağı kapatıp bir çağı açtı. Reform hareketlerini ve rönesans dönemini başlattı. Coğrafi keşifleri başlattı. Bunun yanı sıra Osmanlı Anadolu-Rumeli toprak bütünlüğü sağlandı, İpek ticaret yolu Türkler'in komutasına geçti
Fatih, İstanbul’u alınca şehrin hemen imar ve onarımına girişti. Bu arada Fatih Sultan Mehmet’in yanında bulunan Akşemsettin, Molla Güranî, Molla Hüsrev ve Molla Zeyrek O’na başvurarak daha önce Ayasofya ve civarı ile Pantokrator’a (Zeyrek) yerleştirilen öğrenciler için bir medrese kurulmasını istemişlerdi
Fatih, ilim adamlarının isteğini kırmayarak büyük bir cami ile onun yanına "Sahn-ı Semen" (Sekizli Medrese) diye anılan binalar topluluğunun yapılmasını emretmişti. 17 yıl sonra tamamlanan bu eserler ilçenin gelişmesinde en önemli rolü oynamıştı
Fetihten sonra, büyük bir sosyal ve kültürel etkinlik merkezi olan Fatih Külliyesi’nin kurulması (1463-1470) saraçların ve demircilerin çalıştığı büyük Saraçhane Çarşısı ve Şehzadebaşı’ndaki yeniçeri odalarının yapımı bu bölgede yeni mahallelerin gelişmesine neden olmuştur
Fatih Külliyesi İstanbul’a Türk döneminin karakteristik görünümünü kazandıran büyük külliyeler dizisinin ilk halkasıdır
Fatih’in yaptırdığı eserler kümesi (külliye) içinde cami, medrese, hastahane, misafirhane, imaret, hamam, kervansaray, okul, kütüphane ve türbeler (Fatih Sultan Mehmet Türbesi, Gülbahar Hatun Türbesi, Nakşıdil Valide Sultan Türbesi) vardı
Fatih Sultan Mehmet’ten sonra Osmanlı Devleti’nin başına geçen padişahlarla onların sadrazam ya da paşaları, Fatih ilçesine yaptırdıkları cami, medrese, hamam ve çeşmelerle ün kazanmışlardı.
Fatih’in paşalarından Has Murat Paşa’nın kurdurduğu cami ve çevresi bugün Murat Paşa mahallesi olarak bilinir. Bunu Koca Mustafa Paşa, Küçük Mustafa Paşa, İskender Paşa ve Atik Ali Paşaların yaptırdığı külliyeler izlemiştir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder