29 Mayıs 2011 Pazar
OSMANLI'NIN TÜRK OLUP OLMADIĞI KONUSU
Osmanlı Tarihi Türk Tarihi Değildir...
Osmanoğullarının kan ve soylarını,aile kökenlerini açıklayan bilgi ve belge sayısı çok azdır. Osmanoğullarından çok önce Anadolu’yu yurt edinmiş Türk Devletlerinin, Osmanoğulları tarafından neden yıkılmış oldukları, başsız ve devletsiz kalan Türk topluluklarının “Osmanlı tutsağı” olarak yüzlerce yıl barış ve savaşta nasıl ezilip yok edildikleri, sürekli gizlenmişti.
Çağın kültüründen, uygarlığından, ülke ve devletin nimetlerinden yararlanmayı ve devlet yönetiminde yer almayı “Öz Türk” ırkına yasaklayan Osmanoğullarının, bu yetki ve nimetleri, yabancı soylu “dönme ve devşirmelere” nasıl peşkeş çektikleri tarih diye okutulan kitapların hiç birinde açıklanmamıştı.
Yeniçeriler, öz Türklerin kan döküp, can vererek kazandıkları kentleri “yağma ve talan etme” yetkisinden başka, o yabancı ülkelerden “kız ve oğlan çocuk tutsak alıp” daha sonra, tutsak pazarlarında satma yetkisine de sahiptiler. Sözde, “padişahın güvenliğini korumak”la yükümlü yeniçeriler, her fırsatta ona başkaldırıyor, diledikleri kelleyi alıyor, dilediklerini taht’tan indirip, dilediklerini çıkarıyorlardı.
Başkent olmuş Bursa, Edirne ve İstanbul sarayları ve çevresinde varsıl ve görkemli “yaşam hakkı” ise Rum, Ermeni, Sırp, Bulgar, Arnavut, Roman, Rus, Yunan, İtalyan ve daha birçok yabancı soy kökenli “devşirme ve dönmeye özgü” idi.
“ Ecdadımız “ diye nitelenen, yüceltilen Osmanoğulları hanedanı, kuruluşundan bitişine dek Türk soyu ile ilintisizdi.
Arap ile Acem kültürlerinin, “din, mezhep, tarikat” gibi yabancı töre ve inançların çıkmazında kalmış Türkler, yüzyıllarca bocaladılar. ”Fatih” sanıyla anılan 2. Mehmet’in başlattığı “Türk düşmanlığı” öylesine acımasızdı ki, 477 yıl boyunca Türk soylu tek bir kişi bile, devlet yönetiminde yer alamamıştır.
Türk Ulusu, bağrından çıkardığı “Mustafa Kemal Atatürk” adlı evladı ve onun kahraman arkadaşları sayesinde “gün ışığına “ kavuşmuş ve 622 yıl sonra Osmanlı Hanedanı’ndan bağımsızlığını koparabilmiştir.
OSMAN GAZİ : 1258 -1326.
İlk siyasi cinayeti işleyen padişahtır.
Amcası Dündar Bey’i öldürttü. Yerine oğlu Orhan Gazi geçti.
ORHAN GAZİ : 1288 -1359.
Padişahlığı 36 yıl sürdü : 1324 -1360
Hiç bir siyasal cinayeti işlemeyen Orhan Gazi, 3 evlilik yapmıştı.
1) Yarhisar Rum Beyinin kızı Halofira,
2) Bizans Kara Kuvvetleri Komutanı Kantakuzen’in kızı Teodora,
3) Bizans İmparatoru 3. Andronikos'un kızı Asporce, öteki karılarıdır.
Yerine Halofira'dan (Nilüfer Hatun'dan) doğan oğlu 1. Murat geçti.
1. MURAT : 1325 -1389.
Padişahlığı 29 yıl sürdü : 1360 -1389
Oğlu Savcı Bey ile kardeşleri (Teodora'dan doğma) Halil ve (Asporce'den doğma)
ibrahim'i öldürttü (1385). 1. Murat, Bulgar Kralı Simon'un kızkardeşi Marya (Gülçiçekhatun) ile evlendi. Taht'a, ondan doğan oğlu Yıldırım Beyazıt geçti.
Öldürdüğü oğlu Savcı Bey, Bulgar Prensesi Tamara'dan doğmaydı.
YILDIRIM BEYAZIT : 1360 -1403.
Padişahlığı 13 yıl sürdü : 1389 -1402
Kardeşi Şehzade Yakup'u 1. Kosova Savaşı’na giderken öldürdü. 6 oğlu vardı:
Süleyman, İsa, Musa, Mustafa, Mehmet ve Kasım. Mehmet kardeşi İsa'yı, Musa da ağabeyi Süleyman’ı boğdurdu. Tümü babalarının yanında, Bursa'da gömüldüler.
Yıldırım Beyazıt'ın 3 eşi vardı :
1) Germiyanoğlu Süleyman Bey'in kızı Devlet Hatun,
2) Bulgar Prensi Konstantin'in kızı Olga,
3) Sırp Kralı Lazer'in kızı Olivera.
1. MEHMET : 1387-1421.
Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1413 -1421. Bulgar prensesi Olga'nın oğludur. Kardeşlerini öldürüp taht’a çıktı. 32 yaşında öldüğünde yerine Rum dilberi
Veronika'dan doğan oğlu 2. Murat geçti.
2. MURAT : 1402 -1451.
Padişahlığı 30 yıl sürdü : 1421 - 1451. Taht’a geçtiğinde amcası Mustafa Çelebi'yi, kardeşleri Rum Veronika'dan doğma Ahmet, Yusuf ile Rum Anna'dan doğan Mahmut'u boğdurdu.
Küçük kardeşi 13 yaşındaki Şehzade
Mustafa'yı da 1 yıl sonra öldürtüp, babası 1. Mehmet'in yanına Bursa'ya gömdü.
6 oğlu olmasına karşın tahta, Mara Despina'dan olma oğlu Mehmet (Fatih) çıktı.
2. MEHMET (FATİH) : 1430 -1481.
Padişahlığı 35 yıl sürdü : 1446 -1481.
Rum Zaganos Paşa'nın kızı Kornelya ile evlendi. Kundaktaki kardeşi Ahmet'i boğdurdu. Evlendiği diğer kadınlar Trabzon Rum kralı Kommen'in kızı Anna, Mora valisinin kızı Helen, Bizanslı Prenses İren'dir.
Fatih, Karamanoğulları ve Akkoyunlular adlı TÜRK BEYLİKLERİNİ ortadan kaldırmış ve Çandarlı Halil Paşa gibi değerli bir Türk büyüğünü Bizans’tan rüşvet aldığı gibi çirkin ve gerçekdışı bir gerekçeyle öldürmüştür.
2 oğlu vardı. Rum Kornelya‘dan doğan Beyazıt ile Rum Anna’dan doğan Cem.
2. BEYAZIT : 1447-1512.
Padişahlığı 31 yıl sürdü : 1481-1512.
Kardeşi ile girdiği taht kavgasını kazandığında, Cem İtalya’ya kaçtı, Papa’ya sığındı. 2. Beyazıt kardeşi Cem’i öldürülmesi için Papa Alexandre Borgia'ya 300.000 altın ödedi. Cem, 1495’ te Napoli'de öldürüldü, cesedi 1499 da Bursa'ya getirildi.
Cem'in oğulları Oguzhan, Ali ve Murat'tır. 2. Beyazıt, kardeşi Cem'in oğullarından Oğuzhan'ı da 1483'de öldürtmüştü. Öbür oğul Murat ise Rodos'a kaçtı, Katolik oldu. Kanuni Rodos'u 1522'de alınca onu ve çocuklarını da öldürmüştür.
2. Beyazıt’ın öteki eşleri Beti, Litiana, Katherin, Danileva ve Nina’dır.
2. Beyazıt'ı, oğlu Yavuz Sultan Selim'in öldürdüğü yaygın bir kanıdır.
YAVUZ SULTAN SELİM : 1467-1520.
Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1512 -1520.
Babası Beyazıt’ı 1512’de zehirletip tahta çıktı. Merhum ağabeyi Şehinşah'ın oğlu Mehmet ile diğer merhum ağabeyi Alemşah'ın oğlu Osman'ı boğdurdu.
Ağabeyi Korkut’u ve onun oğlunu Emet Kasabası’nda boğdurup, Bursa Orhan Gazi türbesine gömdü. Diğer ağabeyi Şehzade Ahmet'i de boğdurmuştu.
Her iki kardeşi de boğan Kapıcıbaşı Sinan Paşa'dır. Öldürttüğü kardeşi Ahmet'in oğulları Süleyman ile Alaattin, Kahire'ye kaçtılar, orada vebadan öldüler.
Ahmet'in diğer oğullarında Murat, Şah İsmail’in, Kasım ise Memluk Sultanı Gayri’nin yanına kaçtılarsa da, amcaları Yavuz’un nefretinden kurtulamadılar.
Çünkü Yavuz Mısır’a girince onu öldürttü. 8 yıl tahtta kalan Yavuz, 2 ağabey, 6 yeğen, 3 de vezir öldürtmüştür.
KÂNUNİ SULTAN SÜLEYMAN : 1494 -1566.
Padişahlığı 46 yıl sürdü : 1520 -1566
6 kız kardeşi vardı, erkek kardeşi yoktu. Önce büyük amcası Cem Sultan'ın oğlu Murat'ı ve onun oğullarını (1522'de) Rodos'ta öldürttü. Sonra kendisini tarihe, oğlunu öldürmüş 2. padişah olarak geçirecek cinayeti işledi:
Oğlu Şehzade Mustafa’yı boğdurdu. Torununu da Amasya’da boğdurdu.
Sultan Süleyman'ın karısı bir Rus papazının kızı olan Roksalan‘dır.
Tarihe Hurrem Sultan olarak geçen bu Rus kızı, Kanuni Süleyman'a Mehmet, Cihangir, Selim ve Beyazıt adlı 4 şehzade dünyaya getirdi. Şehzadelerden Mehmet ve Bayezıt birbirlerine düştüler. Beyazıt İran’a kaçtıysa da orada 1561’de 5 çocuğu ile birlikte boğduruldu. Çocuklarının adları Mahmut, Orhan, Abdullah, Mehmet, Osman'dı. Şehzade Mehmet, Manisa sancakbeyi iken öldü.
Cihangir'in de ölümünden sonra taht 2. Selim (Sarı Selim)'e kaldı.
2. SELİM : 1524 -1574.
(Sarı Selim-Sarhoş Selim).
Padişahlığı 8 yıl sürdü: 1566 -1574 Orduyla sefere çıkmamış ve hiç cinayet işlememiş bir padişahtır.
Yahudi Raşel ile evliydi.
Kekeme ve alkolikti.
Bir hamam sefasında cariye kovalarken düşüp öldüğünü yazar tarihler.
7 oğlu 4 kızı vardı. Taht’a Raşel’den olma oğlu Murat çıktı.
3. MURAT : 1546 -1595.
Padişahlığı 21 yıl sürdü : 1574 -1595.
Taht’a çıktığı gün, 21 Aralık 1574’te, ilk işi 5 erkek kardeşini ( Süleyman, Mustafa, Cihangir, Abdullah ve Osman’ı ) boğdurmak ve babasıyla birlikte Ayasofya'nın bahçesine gömdürmek olmuştur.
3 Murat'ın 100'ü aşkın çocuğu olmuştu. Öldüğünde 47 çocuğu sağdı.
1595’te öldüğünda Venedik'in ünlü
ailelerinden Bafo'ların kızından olma oğlu, Şehzade Mehmet taht'a çıktı.
Polonyalı Mona, Macar Ninuşka, Rus Olga, Romanyalı Meri öteki eşleriydi.
Sokullu Mehmet Paşa’yı boğduran da 3.Murat’tır.
3. MEHMET : 1567 -1603.
Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1595 -1603
İlk işi 47 kardeşinden, erkek olan19’unu boğdurmak oldu.
3. Mehmet, cinayet işleme rekoru konusunda babası 3. Murat’ı da geçmiştir.
O, tüm Osmanlı padişahları arasında "ençok kardeş öldürme rekoru" nun sahibidir.
Kardeş katili olma ünvanı ona yeterli gelmemiş olacak ki 16 yaşındaki oğlu Şehzade Mahmut'u da Haziran 1603’te öldürttü.
1.Murat ve 1. Süleyman’dan sonra, tarihe"oğlunu öldürmüş 3. padişah" olarak geçti. Çok ilginçtir, oğlunu öldürdükten sonra ancak 7 ay yaşayabildi.
Taht’a Yunanlı Helen’den doğma oğlu Ahmet çıktı.
1. AHMET : 1590 -1617.
Padişahlığı 14 yıl sürdü : 1603 -1617.
14 yaşında taht'a çıktığında sünnetsizdi. Rum Evdoksia ve Rum Anastasia ona gelecekte padişah olacak şehzadeleri doğurdular. Evdoksia, Genç Osman, Mehmet, Süleyman, Beyazıt ve Hüseyin’i; Anastasia (Mahpeyker Kösem Sultan) ise, 4. Murat ve Deli İbrahim’i doğurdu.
1. Ahmet, Sadrazam Türk Derviş Paşa’yı öldürerek, yerine, binlerce Anadolu Türk’ünü katledecek ve tarihe “Kuyucu” lakabıyla geçecek olan Sırp soylu Hırvat Murat Paşa adlı katili, sadrazam yaptı.
İspanyol Violetta’dan doğma kardeşi Mustafa’yı “zararsız bir deli” olduğu için
öldürtmemişti.
Kendisinin, 28 yaşında ölümünden sonra taht’a işte bu deli kardeşinin çıkacağını bilemezdi.
1.MUSTAFA : 1591 -1639.(Deli Mustafa)
Padişahlığı 3 ay sürdü : 1617
2. OSMAN : 1604 -1622 (Genç Osman).
Padişahlığı 4 yıl sürdü : 1618 -1622.
1. Ahmet'in Mahfiruz Sultan takma adlı eşinden, Rum Evdoksia’dan doğma
13 yaşındaki oğludur. 6 erkek kardeşi vardı. 16 yaşında Lehistan seferine çıkarken kardeşlerinden en büyük olanı Şehzade Mehmet'i 1621'de öldürttü.
Bir yıl sonra Yeniçeriler tarafından taht'tan indirilip, ırzına geçilerek öldürüldü ve babası 1. Ahmet'in türbesine gömüldü. (Mayıs 1622)
“Tahttan indirilip öldürülen ilk padişahtır.”
1.MUSTAFA (2.kez): 1591 -1639.(Deli Mustafa)
Padişahlığı 1 yıl 4 ay sürdü : 1622 -1623
2. kez padişah olan Deli Mustafa düşürüldükten sonra yerine, 1. Ahmet'in,
Rum Anastasia’dan doğmuş en büyük oğlu Murat çıkarıldı.
4. MURAT : 1612 -1640.
Padişahlığı 17 yıl sürdü : 1623 -1640.
11 yaşında taht'a çıktı.
Kardeşleri Kasım, Beyazıt ve Süleyman'ı 1635’te boğdurttu.
Ana baba öz kardeşi İbrahim’i sağ bıraktı.
Osmanlı tarihinde ilk kez bir şeyhülislam’ı, Süleyman Efendi’yi o öldürttü.
Hiç çocuğu olmayan 4. Murat, babası gibi 28 yaşında öldü.
Taht, öldürmediği kardeşi Deli İbrahim’e kaldı.
1.İBRAHİM : 1613 -1648 (Deli Ibrahim).
Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1640 -1648.
Annesi Anastasia’nın ona bulduğu Rus kızı Nadya’dan olma oğlu, daha sonra taht’a çıkacak olan
4. Mehmet’tir. Deli İbrahim’in Sırp Katrin’den doğan oğlu da
2. Süleyman adıyla taht’a çıkacaktır.
İnanılması güç ama bu Deli İbrahim’in Polonyalı Eva’dan doğan öbür oğlu da taht’a 2. Ahmet adıyla çıkacaktır.
Yeniçerilerce öldürülen Deli İbrahim’in yerine taht’a 6 yaşındaki oğlu 4. Mehmet çıkarıldı.
4. MEHMET : 1641 -1692. (Avcı Mehmet).
Padişahlığı 39 yıl sürdü : 1648 -1687.
7 yaşında, sünnetsiz bir çocuk olarak çıktığı taht'ta 39 yıl kaldı.
Önce babaannesi (Anastasia’yı) Mahpeyker Kösem Sultan’ı öldürttü. Rum Evamia ile evlendi. Gülnuş Sultan adlı bu Rum dilber, ona daha sonra ikisi de taht’a çıkacak olan 2 oğlan (Mustafa ve Ahmet’i) doğurdu.
Yeniçerilerce zorla indirildi taht’tan, yerine kardeşi Süleyman çıkarıldı.
2. SÜLEYMAN : 1642 -1691.
Padişahlığı 4 yıl sürdü : 1687 -1691.
Deli İbrahim’in oğlu. 46 yıl bir odada ölüm korkusu ile yaşamış bir zavallıydı.
Yerine, kardeşi 2. Ahmet geçti.
2. AHMET : 1643 -1695.
Padişahlığı 4 yıl sürdü : 1691 -1695.
Böylece Deli Ibrahim'in 3 oğlu da padişah olmuştu.
Polonyalı Yahudi Eva’nın oğluydu. Giritli Rum Yeremiye’den İbrahim, Moralı Diyana’dan Selim adlı çocukları oldu.
2. MUSTAFA : 1644 -1703.
Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1695 -1703.
4. Mehmet’in (Avcı Mehmet’in) Rum Evamia’dan olma oğludur. Babası, dedesi,
dedesinin büyük ağabeyi gibi o da tahttan yeniçerilerce indirilmiştir.
Sırp Mari, Rus Vera, Giritli Aleksandra ile evlendi, oğulları oldu.
3. AHMET : 1673 -1736.
Padişahlığı 27 yıl sürdü : 1703 -1730. (Lale Devri)
Annesi Rum Evamia idi. O dönemde saraylarda zevk ve sefa gecelerinin
mutluluğu yaşanırken, onbinlerce Anadolu genci “yağma amaçlı” savaşlarda can vermekteydi.“BİR LALE BİN ALTINAYSA, BİR NALE BADİHEVADIR” atasözü, o dönemin, halk için acımasız olan koşullarını dile getirir.
( Nale : inilti, badiheva : bedava, demektir )
Ermeni Baltacı Mehmet adlı sadrazamın Rus Çariçe Katerina’ya bir yengiyi bağışlaması, bu dönemin bir başka olumsuz yanıdır. Lale Devri'nin padişahı, Arnavut Patrona Halil isyanı ile taht’tan indirildi.
Yeğeni Şehzade İbrahim'in katilidir ve devrik 8. padişahtır.
Not: Yukarıdaki resim seçiminde tarihe katkıları nedeniyle Baltacı Mehmet kullanılmıştır:)
1. MAHMUT : 1696 -1754.
Padişahlığı 24 yıl sürdü : 1730 -1754.
2. Mustafa’nın Giritli Aleksandra adlı cariyesinden doğma oğludur.
Fransız Julien, Sicilyalı Lili, Macar Maggi, Rus Olga gözde cariyeleriydi.
3. OSMAN : 1689 -1757.
Padişahlığı 3 yıl sürdü : 1754 -1757.
2. Mustafa’nın gözdesi Sırp Mari’den doğmuş, bu ruh hastası şehzade, taht’a çıktığında 56 yaşındaydı. ”Kadın cinsine karşı derin bir korku duyardı”.
Sicilyalı Olivya ile Sırp Olga’dan - her nasılsa - 2 oğlu oldu.
Taht, oğullarına kalsın diye yeğeni Şehzade Mehmet’i boğdurdu ama o yıl kendisi de öldü.
3. MUSTAFA : 1717 -1774.
Padişahlığı 17 yıl sürdü : 1757 -1774.
Babası 3.Ahmet, annesi Fransız Janet’tir.
İlk işi 3.Osman’ın kundaktaki 2 oğlunu boğdurmak oldu. Cenevizli Annes ona, daha sonra taht’a 3.Selim adıyla çıkacak olan oğlunu doğurdu.
Korsikalı Elsa, Köstenceli Emily,
Polonyalı Mona, Gürcü Poli diğer gözdeleriydi.
3.Mustafa, Sadrazam Bahir Mustafa Paşa ve Sadrazam Yağlıkçızade Mehmet Emin Paşa’yı boğdurmuştur.
1. ABDüLHAMiT : 1725 -1789.
Padişahlığı 15 yıl sürdü : 1774 -1789.
3. Ahmet’in Fransız İda’dan doğma oğludur. Fransız cariye Aimee ve Bulgar Sonya ona, daha sonra 2. Mahmut ve 4. Mustafa adlarıyla taht’a çıkacak olan şehzadeleri doğurdular. Macar Melina, Rum Meri, Venedikli Helen, Cenovalı Afro ona çocuk doğurmuş öteki gözdeleriydi.
3. SELIM : 1761 -1808.
Padişahlığı 18 yıl sürdü : 1789 -1807.
Şeyhülislam Ataullah’ın fetvası ve Nizam-i Cedit'e karşı çıkan Kabakçı
Mustafa isyanı ile taht’tan indirildi.
4. MUSTAFA : 1779 -1808.
Padişahlığı 1 yıl sürdü : 1807 -1808.
3. Selim'i ve çocuklarını öldürttü.
Sofi, Flora, Glorya ona şehzade doğuran
gözdeleriydi.
Alemdar Mustafa Paşa tarafından taht’tan indirildi.
2. MAHMUT : 1784 -1839.
Padişahlığı 31 yıl sürdü : 1808 -1839.
Annesi Fransız Aimee’nin etkisinde kalarak, taht’tan indirilmiş kardeşi 4. Mustafa’yı ve onun 3 oğlunu öldürttü. Dindar bir Katolik olan annesi Aimee ( Nakşidil Sultan ) 1817’de veremden öldüğünde, ona Galata Manastırı’ndan Başpapaz getirterek büyük bir tören yaptırdı. İstanbul Rum Ortodoks Patriği Grigorius’u Mora isyanının sorumlusu olduğu gerekçesiyle astırması, tüm dünyada hâlâ nefretle anılmasına neden olmaktadır.
2.Mahmut’un Fas’ın Fez kentine özgü bir başlık olan FES’i benimsemesi ve fes’in yaygın olarak kullanımı, yüce önder Atatürk’ün Şapka Devrimi’ne dek sürmüştür.
Rus Leon, Çingene Besime, Ermeni Maryam, Mısırlı Fatma,Tunuslu Furi,Yunan Nora, Rus Olga, Cenovalı Rozi, Romen Magda adlı cariyelerinden 14’ü erkek,28 çocuğu oldu. Taht’a sadece 2 oğlu çıktı.
Yeniçeri ocağının binlerce askerini öldürten de odur. (1826-Vak'a yi Hayriye)
ABDÜLMECİT : 1823 -1861.
Padişahlığı 22 yıl sürdü : 1839 -1861.
2. Mahmut'un “Bezmiâlem” diye anılan, Leon adlı Rus Yahudisi’nin Suzi adlı
kızından doğma oğludur.
Batı’dan yüksek faizle borç alınan 19 milyon altınla Dolmabahçe, Çırağan, Beylerbeyi saraylarını yaptırdı.
3 oğlu da taht’a çıkmıştır. Yerine kardeşi Abdülaziz geçti.
ABDÜLAZİZ : 1830 -1876.
Padişahlığı 15 yıl sürdü : 1861 -1876.
2.Mahmut’un, bir kadın hamamında tellak olarak çalışan Besime adlı çingene
gözdesinden doğma oğludur.
15 yıl kaldığı taht'tan zorla indirilen 11. Padişahtır.
5. MURAT : 1840 -1904.
Padişahlığı 3 ay sürdü : 1876.
Abdülmecit’in cariyesi Fransız Vilma’dan doğan oğludur. 3 ay kaldığı taht'tan “deli " raporu alınarak indirilmiştir.
2. ABDÜLHAMİT : 1842 -1918.
Padişahlığı 33 yıl sürdü : 1876 -1909.
Abdülmecit’in Ermeni Virjin’den doğma oğludur.
Sadrazam Mithat Paşa’yı Taif’te boğdurdu. 33 yıl kaldığı taht'tan zorla indirildi.
“Hareket Ordusu”nun bastırdığı "gerici ayaklanma" yı o başlatmıştı
5. MEHMET : 1844 -1918. (Sultan Reşat).
Padişahlığı 9 yıl sürdü : 1909 -1918.
Abdülmecit’in Arnavut Sofi’den doğma oğluydu. 1909 da taht'a çıktığında, 65 yaşındaydı.
VAHİDETTİN : 1861 -1929.
Padişahlığı 4 yıl sürdü : 1918 -1922.
Abdülmecit'in Henriet adlı cariyesinden doğma oğluydu. 57 yaşında taht’a çıktı.
Padişahlığının 4. ayında, 30 Ekim 1918’de Mondoros Ateşkesi’ni imzaladı.
3 yıl önce 1915’te Çanakkale’yi geçememiş, bozguna uğramış emperyalist güçler ne yazık ki -tek bir silah bile atmadan- 6 Kasım 1918’de Çanakkale’yi işgal ettiler.
Vahidettin, 30 Mart 1919’da İngiltere’ye onursuz bir öneri yolladı : “ Osmanlı
İmparatorluğu 15 yıl müddetle İngiltere’nin sömürgesi olmayı dilemektedir ”dedi.
Mustafa Kemal Paşa “Padişahlık ve halifelik orununda (makamında) bulunan Vahidettin, soysuzlaşmış, yalnız kendini ve taht’ını güvenceye bağlamak düşü peşinde, alçakça yollar araştırmaktadır” diyerek, Anadolu’ya geçti.
Kuvayı Milliye’ci yiğitlerle buluştu ve “kutsal isyan”’ı başlattı.
Son padişah Vahidettin, her türlü engellemesine karşın onurlu Anadolu Direnişi’nin emperyalizme karşı başarıya ulaştığını anlayınca, 17 Kasım 1922’de bir İngiliz
zırhlısına binerek, işgal altındaki Osmanlı Hanedanı’nın başkentini terk etti.
15 Mayıs 1926’da İtalya’da hayata gözlerini kapatmadan önce, hakkında 24 Mayıs 1920 tarihinde idam fermanı verdiği Mustafa Kemal Paşa’nın, yönetim biçimi Cumhuriyet olan bir Türk Devleti kurduğunu ve Anadolu Aydınlanma Devrimi’ni başlattığını görmüştü.
Not:Bu yazı Tarık Konal'ın yazısından düzenlenmiştir...
OSMANLI'NIN TÜRK OLUP OLMADIĞIYLA İLGİLİ (20 MADDE)
Bilindiği üzere birçok tarihçi Osmanlı Türk mü, değil mi diye tartışır.Çoğunlukla Türk sayarlar Osmanlıyı fakat hakikat aslında öyle değildir. Bütün deliller ise tam tersini ıspatlamaktadır. Osmanlıya Türk dendiği özellikle son 100 yılda yazılmış kitaplarda görülür, daha öncesinde böyle birşey yoktur. Osmanlı ise hiç bir zaman kendine ne Türk demiştir, nede Türklüğü kabul etmiştir.Osmanlı Devletinde kamu ile ilgili belgelerde, Türkçe sözcüğe 1876 Anayasasına değin rastlanmadı. Ve böyle birçok şeyler vardır.Osmanlının Türk olmadığını maddelerle açıklayalım.1. Osmanlının kayı boyundan olduğu söylenir fakat böyle bir delil veya ıspat yoktur.
1597’de Şerefhan tarafından yazılan Şerefname’de “Rum hükümdarı Fatih Sultan Mehmet” diye yazıyor. Yunan ve Rum tarihçilerde FatihSultan Mehmedin Rum kökenli olduğunu söylüyor. Rumların o dönemde çoğunlukta olduğu belli oluyor.
1.Osmanlı hiç bir zaman Türkçe konuşmamıştır. Osmanlıca Arapça ve Farsça karışımı dildi. Bilinenin aksine Osmanlıca denen yapay dil Türkçe değildir. Türkçede çok fazla Arapça ve Farsça kelime olduğu için böyle sanılıyor.Osmanlıda saray dili Persçeydi. Osmanlının kullandığı alfabede Pers alfabesiydi.Arapça ve Farsça yazan, konuşan ediplerin, Türkçe konuşan ve yazanlardan daha üstün tutulmaları sebepsiz değildir.
2. Bütün kadın sultanlar, bütün padişah anaları, hep yabancı ırklardan alınan köle kadınlardan geldiler. Hanedanda bu kan yabancılığı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son padişahına kadar devam etti.
3. Osmanlı şairlerinden Baki’nin, “Muhteşem Süleyman” olarak bilinen padişaha sunduğu bir şiirinin Türkçeleştirilmiş dizeleri şöyle:
“Her taç yoksulluk ve
yokluk ehline baş tacı olamaz.
Ey hoca Türk toplumundan olanın başı kabadır.
Türk, sultan olma yeteneğinden yoksundur.”
Yine bir Osmanlı şairi olan Nef’i ise; “Tanrı, Türke irfan çeşmesini yasaklamıştır” demiştir.
Divan-ı Hümayun yazmanlarından Hafız Hamdi Çelebi 1499 yılında yazdığı
şiirinde, “Baban da olsa Türkü öldür” nakaratını kullanmakta, üstelik bu
sözün İslam Peygamberi Muhammet’e ait olduğunu vurgulamaktadır.
Sadece bir kıtasını yineleyelim:Osmanlı sarayının devşirme yazarlarından Hafız Ahmet Çelebi’nin 1499 yılında yazdığı şiirin bir kıtası şöyledir:
SAKIN TÜRK’Ü İNSAN SANMA
BİR AN BİLE OLSA TÜRKLE OLMA
TÜRK ELİNE ŞEKER OLSA,O ŞEKER ZEHİR OLUR
TÜRK’ÜN BAŞINI KESERKEN SAKIN GAM YEME
BABAN BİLE OLSA TÜRK’Ü ÖLDÜR.
4. Anadolu’da öldürülen Türk sayısı, Yavuz Sultan Selim zamanında 50.000 kadardır. Bu gerçek Osmanlı İmparatorluğu’nun Türklükle alakası olmadığının açık bir kanıtıdır.
5. Osmanlı tarihçisi Naima aynı bilinç içinde şöyle yazmaktadır: “Türkmen çözülüp gitmesi yamandır, cem-ü iltiyamına derman yok.” Yani, Türk ulusu ve unsuru öylesine eriyip çözülecektir ki, bir daha birleşmesinin ve bütünleşmesinin ilacı ve dermanı olmayacaktır.
Osmanlı tarihçisi Naima “Tarihi”nde Türkler için; nadan (kaba) Türk, idraksiz Türk, hilekâr Türk ifadelerini kullanmaktadır.
6. Aslında Türkler hakkındaki kötü yargılar Selçuklulardan beri yaygındır.
Örneğin, Selçuklu yazar Aksaraylı Kerimeddin Mahmud, şunları yazmıştır:
“Hunhar Türkler, köpek ve kurt gibidirler,
ellerine fırsat geçerse yağmayı
ganimet bilirler, fakat düşman kuvvetleri gelirse kaçarlar.”
7. Osmanlı düşüncesinde, “kavmi necip” olarak görülen Araplar karşısında
Türk ulusu aşağılanmıştır. 1912 yılında Sebilürreşt dergisinde çıkan bir yazıda; “Türk” deyiminin kullanılması, dinsizlik, kâfirlik sayılıyordu. “Türk hükümeti”, “Türk ordusu”, “Türk ülkesi” deyimlerinin Osmanlı halkı üzerinde rahatsızlık yarattığı biliniyordu.
8. Osmanlı Efendisine Türk demek hakaret sayılmış, “Türk” sözcüğü, Anadolu köylüleri için kullanılır olmuştur. Yani Türk kelimesi aşağılamak ve küfür yerine kullanılırmış. Irki bir anlam taşımıyor ve sadece cahil köylüleri aşağılamak söylenirdi.
9. İstanbul alındıktan sonra, Osmanlı yönetiminde, devletin en yüksek yürütme organları Türke kapalı tutulmuş, devlet adamlarının yetiştirildiği Enderun okullarına Türkler alınmamışlardır.
10. Devlet-i Aliyye Devri’nde, Başbakanlara, Sadrazam deniyordu. 624 yıllık Osmanlı devrinde, 215 sadrazam oldu. Ve sadece 78′inin Türk asıllı olduğu iddia ediliyor. Yani en 197 sadrazam Türk soyundan değildi. Bu 78 Türk olduğu iddia edilen sadrazamlarda büyük olasılıkla uydurmadır. Böyle birşey gerçek değildir. Son yıllarda yazılan tarih kitaplarında yer alır ancak. Eski tarih kitaplarında böyle birşey yer almaz.
11. Osmanlı yönetiminin bu tutumuna karşın halk da kendi arasında birlik ve beraberlik içinde değildi. Anadoluda tarikatlar içinde, Türk kökenli olanları, doğal olarak Arap kültürü görmüş olan medreselilerce aşağılanmaya çalışıldı. “Kaba Türk”, “Anlayışsız Türkler”, “Pis Türkler” gibi önyargılar dönemin özelliklerinden oldu.
12. Osmanlı yönetiminde Türke yaklaşım o denli aşağılayıcıdır ki, o günlerden kalan aşağıdaki şiir bu yaklaşımı özetlemektedir:
“Türk değil mi, Merzifon’un eşeği,
Eşek değil, köpekten de aşağı.”
13. Osmanlı Devletinde kamu ile ilgili belgelerde, Türkçe sözcüğe 1876 Anayasasına değin rastlanmadı.Ne dini, ne dili, ne ırkı, ne davranışı Türklükle alakası olmayan Osmanlıya “Türk” demek kadar komik ve saçma birşey olamaz.Dünyada böyle birşey ne görülmüştür, nede duyulmuştur.
14. Osmanlı yönetimi, kendilerini Türk olarak görmedikleri için, Türk kökenliler “azınlık” konumunda kaldı. 1897 tarihinde, bir İngiliz gezgini şunları söylüyordu: “Türk adı nadiren kullanılır, onun iki yolda kullanıldığını işittim; ya bir ırkı ayırt eden deyim olarak, örneğin bir köyün ‘Türk’ veya Türkmen’ olup olmadığını sorarsın, ya da bir hakaret deyimi olarak, örneğin İngilizce söyleyeceğin ‘eşek kafalı’ anlamında, ‘Türk kafa’ diye homurdanırsın.
Büyük genetik araştırmaların hepsi Orta Asyadan Anadoluya gelmiş Türkmenlerin azınlık olduğunu ıspatlamıştır.
BAKINIZ, ORTA ASYA’DAN ANADOLU’YA GELMİŞ TÜRK GENİ %9
Bu araştırma dünyanın en büyük 3. Üniversitesi olan Stanford Üniversitesi tarafından yayımlanmıştır.
Son.
Dr. Wells: “Anadolu’da Türk dili ve kültürünün yayıldığını biliyoruz. Ancak
genetik veriler, Selçuklu ile Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen Türk geninin
burada fazla yayılmadığını
gösteriyor. Kendinizi “Türk” sayabilirsiniz, ama kökleriniz başka yere
uzanabilir”.
15. Yabancıların Türk imgesi ise Osmanlı’nın, Türke yaklaşımından farklı değildi.
Avrupa Türk ismini aşagılamak için kullanırdı, Osmanlıda öyle.
Önemle ifade edelim ki, yabancı tarihçiler Türk kelimesini Müslüman tabiri ile eş anlamlı olarak kullanmışlardır.
Bu Türkiye (Turchia) ismi Selçuklunun Anadoluyu almasından süregelmiş bir kelimedir.Anadolu’ya “Türkiye” denmesinin sebebi Selçuklu Türklerinin Anadoluda nüfus çoğunluğu olduğu için değildir, Anadoluyu hakimiyeti altına alıp kontrol etmelerinden dolayıdır çünkü Anadoluya Türkmen askerler gelmiş ve bu militer güçle Anadoluya hakim olmuşlar. Kim hakimse onların ülkesi denmiş, ama Türkler hiç bir zaman nüfus çoğunluğuna sahip olmamıştır. Halende öyledir. Türkmenler ise feth ettikleri yerlere Rumların ülkesi demeye devam etmiştir.
Ama Osmanlı Türklüğü hiçbir zaman kabul etmemiştir çünkü Türk değildi.
Osmanlı Türkmenlere “Etrak-ı bi idrak = anlama kaabiliyeti olmayan Türkmenler” ( bu ibare, Osmanlı döneminde Türkmenler’e yakıştırılan bir ibaredir).
Osmanlı Padişahına “Türk” dense, kendine hakaret edildi diye söyleyenin kafasını vurdururdu.
16. Ancak biz başa dönerek, Osmanlı yönetiminin birinci derecede yöneticisi konumunda olan padişahların kökenlerine bir kez göz atalım.
İlk Osmanlı Padişahı Osman beyin annesinin Türk, Mo(n)gol veya Acem kökenli olduğuna dair rivayetler varsa da, bunlara ait bir kanıt bulunamamıştır.
17. Osmanlının mutfak kültürü orta asyadan çok farklıdır. Osmanlıda zeytinyağlı yemeklerin neredeyse tamamı bizans mutfağıdır.
18. Türk musikisi, sanat müziği denilen şey bizans müziğidir. Kullanılan enstrümanlar hemen hemen aynıdır. Hatta “Musiki” kelimesi bile Yunancadır.
19. Sultan Selim’in 50.000 bin Türkmeni kestiğinide bilmezsiniz belki. Osmanlı devleti Türkleri teker teker kılıçtan geçirdiği halde nasıl olurda Osmanlı devleti’nin Türk soyundan geldiğini söylerler.
20. İlk 1481 yılından kurulan Galatasaray Lisesi 1868 yılında Abdülaziz tarafından Mekteb-i Sultani adında tekrar açıldı. Eğitim dili Fransızcaydı >ve Türkçe yasaktı. Rumca, Ermenice, Latince, Fransızca, Almanca, Farsça, Arapça v.b. öğretilirdi. Kurulduğundan beri Türkmenler hiç bir zaman alınmamıştır bu mektebe..
19 Mayıs 2011 Perşembe
EYÜP SULTAN
Medineli müslümanlardan ve hicret sırasında Hz. Peygamber'i evinde misafir eden sahâbidir... Bütün Müslümanlar Peygamber efendimizi kendi evlerinde misafir etmek istiyordu. Bunun üzerine Peygamber efendimiz devesini serbest bıraktı. "Kusva" adlı bu deve Eyüp Sultan hazretlerinin evinin önünde çöktü. Peygamber efendimiz Eyüp Sultan hazretlerinin evinde yedi ay misafir olarak kalmıştır. Eyüp Sultan hazretleri Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlarda peygamber efendimizin yanında İslâm cihad hareketlerine katılmıştır.
Peygamber efendimizin vefâtından sonra da bütün gazâlarda yer almıştır. Hz. Ali'nin hilâfeti döneminde onunla birlikte Hâricilere karşı savaşmıştır. Hz. Ali'nin Medine'deki kaymakamı Eyüp Sultan'ın Halid ve Muhammed adlı iki oğlu, Umre adında bir kızı vardı.
Rasûlullah (s.a.s.) İstanbul'un fethini ashâbına anlatıp, "İstanbul elbette fetholunacaktır; onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir" diye müjdelemiştir. Hicrî 52. yılda Muaviye oğlu Yezid kumandasındaki Müslümanlar İstanbul'u kuşattılar. İslâm akîdesinin dünyanın dört bir yanına yayılması husûsunda çok canlı ve diri bir gayrete sahip olan Müslümanlar İstanbul'un fethi ve İslâm devletinin sınırlarına dahil olmasını şiddetle arzuluyorlardı. Eyüp Sultan hazretleri bu seferin hazırlanması için çok çalışmış ve sefere karşı çıkanlara öğütlerde bulunmuştu. Uzun bir yolculuk yapan Eyüp Sultan hazretleri yaşının çok ilerlemesinden dolayı İstanbul'a yaklaştıkları bir sırada hastalanmış, Yezid'e, öldüğü takdirde cenazesinin hemen gömülmeyerek ordunun varacağı en ileri noktaya kadar *****ürülmesini ve o yerde gömülmesini vasiyet etmişti. Burada defnedilen Eyüp Sultan hazretleri Müslümanların İstanbul'da bir sembolüdür.
Fatih, 1453 tarihinde büyük ordusuyla İstanbul önüne geldiği zaman bütün bu rivayetleri biliyor, Eyüp Sultan hazretlerinin kabrini bulmak istiyordu. Padişah bu isteğini hocası Ak-Şemsettin’e iletti ve Şeyh Eba Eyyup’un kabri olduğunu bildirdiği yer bir iki arşın kadar kazılınca bir beyaz mermer çıkacağını anlattı. Orası kazıldı, Ak-Şemsettin’in dediği gibi beyaz mermer meydana çıktı, mermerin üzerinde “Haza kabri Halit İbni Zeyd” ibaresi yazılıydı.
Kabir bu suretle belli olunca silâhtar, padişahın emriyle kendisi tarafından yerleri değiştirilen çınar dallarının ne yapılacağını Ak-Şemsettin, dalların sonradan dikildiği yerin Eba Eyyup’un yıkandığı mevki olduğunu ifade etti ki, şimdi Eyyup türbesinin hacet penceresi karşısında etrafı demir parmaklıkla çevrilmiş olan yer bu mevkidir.
Eyüp Sultan’ın kabrinin bulunmasından sonra burada şehrin ilk külliyesi oluşturuldu ve Osmanlı Padişahları asırlar boyunca Eyüp Sultan Türbesi’nde kılıç kuşanarak Eyüp Sultan’a verdikleri önemi göstermişlerdir.
Eyüp Sultan için yaptırılan külliye tamamlandıktan sonra, etrafına evler inşa edildi. Fakat, nüfus bu yörede gelip geçici idi. Buraya halk taşradan yılın belirli günlerinde ibadet için gelirdi. Fatih Sultan Mehmed zamanında İstanbul’un iskanı için uygulanan politikalar çerç eveler net icesinde Eyü p Sultan külliyesi ; çevresine Bursa’ dan gelenl er yerleştirilmiştir.
Böylece dini bir anının etrafında şehrin önemli ve Bizans surları dışında, yeni bir yerleşme bölgesi kurulmuş oldu.
Fatih döneminde başlayan imar hareketleri, Sultan II.Bayezıt ve özellikle Kanuni Sultan Süleyman zamanında inşa ettirilen cami, medrese, imaret v.s. ve kırk çeşme su yollarının yapılması gibi büyük imar faaliyetleri ile devam ettirilmiştir.
Bu dönemde Eyüp Sultan büyük gelişme göstermiş olup; Eyüp Sultan yerleşme dokusu, bir önceki döneme göre fazla yayılmamakla birlikte mevcut doku içinde önemli imar hareketleri olmuştur. Mimari yapı, malzeme ve süslemelerde yansıyan üslubu ile Osmanlı klasik döneminin en güzel örneklerini sergilendiği yapılar, burada gelişen sosyal ve kültürel ortamın da bir göstergesi olmuştur.
İstanbul’da ölen devlet adamlarından, saray mensuplarından, hatta zengin şehirlilerden çoğu cenazelerinin Eyüp Sultan Türbesi civarına gömülmesini istemişlerdir. Çünkü Eyüp Sultan Camii minarelerinde okunan ezan sesinin işitildiği yerlerde gömülü olan Müslümanların kabir azabından kurtulacakları inancı halk arasında yerleşmiş bir inanıştır.
İstanbul’da yaşayan veya İstanbul’a bir müddet için gelen herkes mutlaka Eyüp Sultan Türbesini ziyaret etmiştir. Türbeler kapatıldıktan sonra bile hacet penceresi önünde dua etmek suretiyle Eyüp Sultan’ı dışarıdan ziyaret edenlerin sayısı pek çoktur. Ziyaret etmek için belirli gün ve saati bulunmayan Eyüp Sultan’ı isteyen istediği zaman ziyaret edebilir. Ancak, Cuma günleri, kadir ve arife gün ve geceleri ziyaretçiler artar.
Cuma salâsı verilirken caminin iç avlusundaki büyük çınarları çevreleyen demir parmaklığın dört köşesindeki muslukları, işler,i ters gidenler ve kısmeti bağlı kızlar açarve suyu akar bırakarak geçer, arkadan gelen kimse musluğu önce kapar sonra yeniden tekrar açarak suyu akar bir halde bırakır.
Eyüp Sultanın çocukları çok sevdiğine inanılır. Onun için anne ve babalar senede birkaç defa çocuklarıyla beraber Eyüp Sultan’ı ziyaret ederler. Sünnet ettirilecek, okula başlatılacak çocuklar hattâ yeni işe girecek delikanlılar Eyüp sultan türbesini ziyaret ederler.
Eyüp Türbesi, Fatih Vakfiyesi gereğince, Cuma geceleri açık bulunur ve Kur’an okunurdu. Diğer hayır sahipleri de Pazartesi ve Kadir geceleri açık bulundurarak Kur’an okutulması hakkında tesisler yaptırmıştır ki, 10 türbedar ve 72 Kur’an okuyucusu olmak üzere 117’ye baliğ vazife sahibi bulunmakta idi. İşte bu yüzdendir ki muhit bir çok kabirler ve türbelerle çevrilmiş ve bu husus bütün Eyüb’a sirayet etmiştir. Eyüp beldesi uhrevi bir şehir halini almıştır. Bu suretle nice mimari eserler vücut bulmuş, nefis san’at eserleri, lâhitler, mezar taşları, hazireler yaratılmıştır.
Yahya Kemal, 5 Mart 1922 tarihli Tevhid-i Efkâr gazetesinde yayınlanan “Bir rüyada Gördüğümüz Eyüp Sultan” başlıklı yazısında;
“Eyüp Sultan, Türklerin ölüm şehri Eyüp Sultan, Avrupa toprağının bittiği sahilde İslam cennetinin bir bahçesi gibi yeşil duruyor. Bu ölüm bahçesine bir defa girenler, kendilerini bir servi ve çini rüyası içinde kaybolmuş gibi hissettikleri zaman biliyorlar mı ki hakikaten bir rüyada bulunuyorlar?. Çünkü İstanbul’u fethetmeye gelen Türk ordularının hicretin 857’inci senesi baharında, surlara karşı gördükleri bir rüya idi. İşte o rüya, Haliç’in kenarında gördüğümüz yeşil şehir oldu.” demektedir.
İSTANBULUN FETHİ
Tarihçilere göre kızgın kömür, kükürt ve zift karışımından oluşan yunan ateşi M.Ö. 423 de Peloponez savaşları sırasında kullanılmıştır. Daha sonra M.S. 660'larda zift, reçine, kükürt, nafta, kireç ve güherçile ile yunan ateşi zenginleştirilmiştir. Su eklendikçe alevi artar.
İlk kullanımı
Persler Yunanistan'ı işgal ettiğinde bir deniz savaşı sırasında kullanılmıştır. Dönemin güçlü Pers ordusu, gemilerinin yanmasını engelleyememiştir.
Grejuva, Rum Ateşi ve Yunan Alevi olarak da bilinmektedir.
Suda yandığı gibi karada da rahatlıkla yanabilmektedir. Su dökülünce sönmemekte, tersine alevi artmaktadır. Deniz savaşlarında gemilerin geçmesini engellemek için kullanılmıştır.Sönmediği için ; bu ateşe maruz kalan tüm insanlar ölüme terk edilir.
HALİÇ ZİNCİRİ
TARİHÇE
Bizans döneminde kolonileşme de burada başlamıştır. Aynı zamanda Bizans İmparatorluğu'nun denizcilik merkeziydi. Sahil boyunca uzanan duvarlar, şehri bir deniz filosu atağından korumak için inşa edilmiştir. Haliç'in girişinde istenmeyen gemilerin girişini engellemek için, şehirden karşıya eski Galata kulesi'nin kuzeydoğu ucuna uzanan geniş bir zincir vardı. Bu kule Latin haçlılarınca 4. Haçlı seferinde 1204 yılında geniş bir şekilde tahrip edildi. Fakat Ceneviz'liler yanına yeni bir kule inşa ettiler. Bu kule meşhur Galata Kulesi 1348 Christea Turris (Tower of Christ:İsa'nın Kulesi) diye adlandırılır.
Haliç'i karşıdan karşıya kapayan zinciri kırabilecek veya hile ile galip gelebilecek dikkate değer üç zaman vardı. Onuncu yüzyılda Viking'ler uzun gemilerini boğaz dışına, Galata etrafına sürüklediler ve onları kızaktan tekrar Haliç'in içine indirdiler. Bizans'lılar onları Yunan ateşi ile yendiler. 1204 de 4.Haçlı seferinde, Venedik gemileri zinciri koç ile kırabilecekti. 1453 de Osmanlı Sultanı II. Mehmed'in gemilerini yağlanmış kütükler üzerinde Galata içlerinden karşı yana geçerek Haliç'e indirmesi.*
Şehrin, Fatih Sultan Mehmed'e tesliminden sonra; Yunanlılar, Yunan Ortadoks Klisesi, Gürcüler, Yahudiler, İtalyan tüccarları ve diğer gayri müslimler Haliç boyunca fener ve Balat bölgesinde yaşamaya başladılar. Bu gün altın Boynuz her iki yakada yer alır. Sahil boylarınca parklar vardır. Güzelliği ve tarihinden dolayı turistlerin ilgisini çekmektedir.
Haliç Osmanlı döneminde yoğun Yahudi,Rum, Ermeni,,Bektaşi nüfusun yaşadığı bir bölge idi. Osmanlı dönemninin münevverlerinin takip ettiği Karyağdıbaba, Karaağaç ve Sütlüce,Giresunlu Tekkesi bu bölgede bulunmaktadır. Günümüzde Galata köprüsü; Galata ve Eminönü'yü Haliç üzerinden birleştirir. Haliç üzerinde diğer iki köprü de Atatürk Köprüsü ve Haliç Köprüsüdür.
1980'li yıllara kadar; endüstriyel atıkların döküldüğü bir yer olan Haliç, dönemin Belediye Başkanı Bedrettin Dalan "Haliç'i gözlerim gibi mavi yapacağım" vaadiyle döneminde temizlenilmeye başlanmış; 2000li yıllarda temiz bir hale getirilmiştir.
12 BİN OSMANLI ŞEHİDİ
İstanbul Bizans zamanında her taraftan surlarla çevrelenmişti. Karadaki surlar hem kalın çifte duvarlarla tahkim olunmuş
Haliç’teki zincirin ilk defa 716 yılında Emevîler devrinde halîfe Süleyman (r. aleyh)’ın askerlerinin kuşatmasına karşı kullanıldığını tarih kitapları yazar. İstanbul’un fethi esnasında Osmanlı askerlerinin ve donanmasının aşamadığı bu zincir
1453 Mayıs’ındayız. Hz. Fâtih (k.s.)’in İstanbul’u kuşatması uzadıkça uzamakta idi. Donanmanın başındaki Baltaoğlu Süleyman Paşa bırakınız Haliç’e girmeyi
Zincir
Haliç’i kapatan bu zincir
İSTANBUL'UN FATİH TARAFINDAN FETHİ
Kaynak : http://www.internethaber.com/istanbulun-fethindeki-muthis-sir-foto-galerisi-10517-p1.htm#ixzz1MmvFueXd
Milattan önceki dönemlerden beri birçok kez denendi; ama, yalnız 21 yaşındaki o Osmanlı ulaşabildi bu hayale. Bir çağı kapatıp başka bir çağı açan ve diğerlerinin aksine başarıyla sonuçlanan kuşatma işte tam bugün yapıldı.
Peki nedir bu efsanenin ardındaki hikaye? Neydi İstanbul'un fethinin sırrı? Tarihi ne yönde değiştirdi?
SURLARI YIKAN TOPLARIN PLANINI 'FATİH' BİZZAT HAZIRLADI
1453 yılı 23 Mart’ta ordusuyla Edirne’den hareket eden Sultan II. Mehmet, İstanbul surlarını yıkacak büyüklükteki topların planını bizzat kendisi hazırlayarak, o zamana kadar yapılan toplardan çok daha büyük toplar döktürdü.
Büyük dahinin balistik hesaplarını bizzat kendisinin yaptığı, yaklaşık 17 ton bakır kullanılarak dökülen ve 1,5 ton ağırlığındaki mermileri 1000 metre uzağa atabilen toplara "Şahi" adı veriliyordu.
Fetih için kapsamlı bir plan yapan Sultan II. Mehmet, Bizans'a denizden gelebilecek yardımı önlemek amacıyla Anadolu Hisarı'nın karşısına Rumeli hisarını yaptırdı. Bizans'a Balkanlardan gelebilecek muhtemel Haçlı yardımını önlemek için sınır boylarına akıncı birlikleri gönderdi.
Kuşatma 6 Nisan’da başladı. İstanbul'u fetih için 80.000 ile 200.000 arası değişen bir ordu ile İstanbul'a hareket eden II. Mehmet, uzunluğu 22,5 km.yi bulan dönemin en güçlü surları ile mücadele etti.
KENTİ TAŞLA ÖRDÜLER; OSMANLI ORDUSU YİNE DE GİRDİ
Bizans'ın Haliç'e zincir germesiyle ve kentin kapılarını taşlarla örerek kapamasıyla, Osmanlılar, başta şehre giremedi. İşte burada Sultan II. Mehmet'in kıvrak zekası devreye girdi
Haliç’e girmeden İstanbul’un fethedilmeyeceğini anlayan Sultan II.Mehmet, Tophane’den Kasımpaşa’ya kadar kızaklar döşetti...
Gemilerin, kızakların üzerinden kaydırılabilmesi için, Galata Cenevizlilerinden zeytinyağı, domuzyağı ve sade yağ alınarak kızaklar yağlandı. 21-22 Nisan gecesi 67 parça Osmanlı gemisi bu kızaklardan kaydırılarak Haliç’e indirildi. Haliç'e yağlı kızaklarla indirdiği gemilerle surlara saldırdı.
Bizans başkenti "Konstantinopolis", 54 gün süren kuşatmayla 29 Mayıs'ta Osmanlı topraklarına geçti. İşte bu günden sonra Fatih ünvanını alan, Sultan II. Mehmed Han aslında sadece bir Fatih değil, müthiş keşifler sahibi bir dehaydı.
Peygamber Efendimizin ‘İstanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir’ sözlerini gerçekleştirebilmek için öncelikle zekasını ortaya koydu Sultan II Mehmet
18 Nisan’da İstanbul adaları alındı. 22 Nisan gecesi Türk donanması karadan Haliç’e indirildi ve son olarak 29 Mayıs sabahı yapılan taarruzla, yirmi sekiz defa kuşatılan İstanbul, Osmanlı topraklarına katılmış oldu
29 Mayıs 1453 sabahı, şafak sökmeden önce başlayan top atışlarıyla surlar sarsılıyor, mehter takımı İstanbul semalarını inletiyordu. Bugün büyük bir gündü
"Şahî" adlı büyük top bugün Topkapı denilen yerdeydi. Fatih’in keşfi olan geliştirilmiş havan topları, Beyoğlu sırtları ve Galata surlarından aşırtma atışlarla Haliç’teki düşman gemilerini batırmaya başlamıştı
Karadeniz ile Ege'yi birbirine bağlayan deniz yolu üzerinde kurulu olan İstanbul, günümüzde olduğu gibi o zamanlar da oldukça önemli bir şehirdi.
1453 yılına kadar farklı zamanlarda, birçok farklı millet ve medeniyet tarafından defalarca kuşatılmışsa da, gerek Bizans'ın sahip olduğu Rum ateşi (grejuva), gerekse şehrin o zamanlar için aşılamaz olarak görülen surları, bu fetih hareketlerini başarısız kılmıştı.
Batılı tarihçi ve edebiyatçıların bazıları İstanbul'un fethinin son safhasını şu şekilde anlatır: "Surların arasında dolaşan birkaç Türk askeri Edirnekapı ile Eğrikapı arasında bulunan Kerkoporta (Cambazhâne) denilen yayalara ayrılmış küçük kapılardan birisinin aklın alamayacağı bir unutkanlık yüzünden açık kaldığını görürler
Diğer askerlere de haber verilir ve Türkler bu kapıdan girerek İstanbul'u fethederler. Herkesin unuttuğu bir kapı olan Kerkoporta, küçücük bir rastlantı, dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir."
Ancak dönemin Türk kaynakları ile dönemin diğer Latin ve Bizans kaynakları incelendiğinde fethin son aşamasının hiç de bu şekilde olmadığı anlaşılıyor. Açık kapı söylentilerinin gerçekle alakası yoktur
İstanbul'un fethedildiği o savaşın sonunda Fatih, beyaz atı üstünde İstanbul'a girer; Türk halkı heyecanla onu karşılar. Fatih'in hemen yanında duran hocası Akşemseddin’i padişah sanarak ellerindeki çiçek demetlerini ona vermeye çalışırlar.
Akşemseddin ise gencecik padişah Fatih'i gösterir; ‘Sultan Mehmed odur, çiçekleri ona veriniz’ demek ister. Fatih de Akşemseddin‘i göstererek,’Gidin gene ona verin... Sultan Mehmed benim ama o benim hocamdır’ der.
İSTANBUL’UN FETHi BÜYÜK BiR iMPARATORLUĞUN YOLUNU AÇTI
İstanbul'un fethi genç padişaha sonsuz bir kudret ve otorite sağladı. Fetih öncesi büyük karışıklıklar içerisinde çalkalanan Osmanlı Devleti bu fethin getirdiği büyük prestijle hem İslâm dünyasının en parlak devleti haline geldi, hem de düşmanları üzerinde psikolojik yılgınlık yarattı.
Osmanlı Devleti Yükselme dönemine girdi.
Başkent Edirne'den İstanbul'a taşındı.
Osmanlı toprak bütünlüğü sağlandı. Osmanlı'nın Anadolu - Rumeli geçişi kolaylaştı.
Karadeniz - Akdeniz deniz ticaret yolunun denetimi Osmanlılar'a geçti.
Osmanlı Devleti İslam dünyasında haklı bir şöhret ve itibara kavuştu.
O günün dünyasındaki en önemli şehirlerden olan İstanbul'un fethi, dünyada da birçok etki yarattı. Bin yıllık Bizans imparatorluğunun yıkılmasıyla, bir çağı kapatıp bir çağı açtı. Reform hareketlerini ve rönesans dönemini başlattı. Coğrafi keşifleri başlattı. Bunun yanı sıra Osmanlı Anadolu-Rumeli toprak bütünlüğü sağlandı, İpek ticaret yolu Türkler'in komutasına geçti
Fatih, İstanbul’u alınca şehrin hemen imar ve onarımına girişti. Bu arada Fatih Sultan Mehmet’in yanında bulunan Akşemsettin, Molla Güranî, Molla Hüsrev ve Molla Zeyrek O’na başvurarak daha önce Ayasofya ve civarı ile Pantokrator’a (Zeyrek) yerleştirilen öğrenciler için bir medrese kurulmasını istemişlerdi
Fatih, ilim adamlarının isteğini kırmayarak büyük bir cami ile onun yanına "Sahn-ı Semen" (Sekizli Medrese) diye anılan binalar topluluğunun yapılmasını emretmişti. 17 yıl sonra tamamlanan bu eserler ilçenin gelişmesinde en önemli rolü oynamıştı
Fetihten sonra, büyük bir sosyal ve kültürel etkinlik merkezi olan Fatih Külliyesi’nin kurulması (1463-1470) saraçların ve demircilerin çalıştığı büyük Saraçhane Çarşısı ve Şehzadebaşı’ndaki yeniçeri odalarının yapımı bu bölgede yeni mahallelerin gelişmesine neden olmuştur
Fatih Külliyesi İstanbul’a Türk döneminin karakteristik görünümünü kazandıran büyük külliyeler dizisinin ilk halkasıdır
Fatih’in yaptırdığı eserler kümesi (külliye) içinde cami, medrese, hastahane, misafirhane, imaret, hamam, kervansaray, okul, kütüphane ve türbeler (Fatih Sultan Mehmet Türbesi, Gülbahar Hatun Türbesi, Nakşıdil Valide Sultan Türbesi) vardı
Fatih Sultan Mehmet’ten sonra Osmanlı Devleti’nin başına geçen padişahlarla onların sadrazam ya da paşaları, Fatih ilçesine yaptırdıkları cami, medrese, hamam ve çeşmelerle ün kazanmışlardı.
Fatih’in paşalarından Has Murat Paşa’nın kurdurduğu cami ve çevresi bugün Murat Paşa mahallesi olarak bilinir. Bunu Koca Mustafa Paşa, Küçük Mustafa Paşa, İskender Paşa ve Atik Ali Paşaların yaptırdığı külliyeler izlemiştir